Yeni fayda teorisi

Yeni Fayda Teorisi, istatistik1 Karar Teorisinde. de gelişmelere yol açmıştır. Böylece, firmaların fiilî karar verme problemlerine uygulanmak üze­re hazırlanmış normatif işletmecilik ve opera- tions research modellerine temel olacak taslak­lar ortaya çıktı. Gelecekteki Olayların sadece jhtimaliyat dağılımlarına göre kestirilebileceği durumlarda sonuçların (genellikle nakdî sonuç­ların) umulan değerlerinin maksimizasyonu ile İlgilenen dinamik programlamada yeni gelişme­ler olmuştur. Bu arada «ikili» (binary) seçme­lerle ilgili teorik ve ampirik çalışmalar yapılmış­tır. Burada ulaşılan önemli sonuçlardan biri, son derece basit bir durumda dahi, öznelerin Fayda teorisihin uygulanmasile tahmin edilen yönde hareket etmedikleridir. Ayrıca ihtimale dayanan tercihler konusunda da önemli bir gelişme ol­muştur. Duncan Luce tarafından ihtimali tercih* /er/e ilgili Fayda Teorisi için tam bîr aksiyon sistemi kurulmuştur.

Tüketim Teorisindeki fayda maksimizasyonu gibi, firma teorisindeki kâr maksimizasyonu var­sayımı da geniş ölçüde tartışmalara yol açmış­tır. İleri sürülen itirazlar şöyle özetlenebilir:

  • Teori, kârın uzun dönemde mi, yoksa kısa dönemde mf maksimize edileceği noktasını karanlık bırakmıştır.
  • Müteşebbis sadece tatminkâr bulduğu bir hasılat sağlamak isteyebilir, kârı maksimize etmeyi gözetmeyebilir.
  • Günümüzde, çok defa, hisse senedi sa­hipleri firmanın idarecilerinden ayrıdır. Bu du­rumda idareciler kâr maksimizasyonu hedefine itibar etmeyebilirler (Baumol, idarecilerin kârı değil, gayrisafî sat/ş hasılatını maksimize etmek istediklerini ileri sürmektedir).
  • Firmalar arasmda eksik rekabet varsa, bir’ firmanın hangi hareketinin optimal olacağı diğer firmaların hareketlerine bağlı olacağından maksimizasyon hedefi şüpheli ve karanlık bir hedef olmaktadır.

Yukarıda özetlenen sebeplerle, firmalardaki fiilî karar verme süreçlerini anlamak ve açıkla­mak için, normatif makro iktisat ve işletmecilik alanlarında (psikolojinin de yardımile) yeni teo­riler geliştirme çabalan ortaya yıkmıştır.

Bu arada mpdern kompüter’ler de insan dav­ranışlarına ait teoriler kurulmasında*- ve teorile- * rin testinde yararlı bir âlet olmaya başlamışlar­dır.

Tercihler teorisi

Tercihler Teorisine «belirsizlik» unsurunun da­hil edilmesinden sonra kardinal fayda meselesi­nin yeniden ele alınması gerekti. Pareto ve Slutsky’n’ın çalışmalarile faydayı ordinal bir ölçü olarak gösterme eğilimi yaygınlaştı. Alternatif­ler tercihlere göre sıralanmalıydı. Oyun Teorisi­nin gelişmesindeki çabalarının yanısıra, Von Neumann ve Morgenstern, «seçme» durumunun belirsiz olan gelecekteki seçmeleri (meselâ pi­yango biletleri arasındaki seçmeleri) de kapsa­yacak şekilde genişletilmesi halinde, sonuçlar için açık bir şekilde kardinal faydalar tayin edi­lebileceğini göstermişlerdir. Buradan, belirli ak­siyonlarla tutarlı olarak hareket eden bir kimse** nin faydasının «umulan değenini (bir seçmenin alternatif sonuçlarının ihtimallere göre ağırlıklı ortalamasını) maksimize edebileceği sonucuna varılmıştır. Alternatiflere özne tarafından veri­len ihtimallerin, olayların objektif ihtimallerine özdeş olması halinde bu teorinin ampirik testi yapılabilir. Böylece. sübjektif ve objektif ihti­maller meselesi ortaya çıkmış ve insanların böy­le bir fayda fonksiyonuna göre hareket edip et­medikleri konusunda ampirik incelemeler yapıl mıştır.

Mesane ve prostat kanseri

Her iki testisin de alınmasıyla kısırlık ortaya çıkar. Testis kanseri ‘ genç erkekleri üretken yaşamlarının başında ya­kaladığından, bu hastalar tedaviye başlamadan önce sperm­lerini sperm bankasında tutarak üretkenliklerini korumayı dü­şünebilirler. Hastalık nedeniyle sperm sayısı azalabileceğinden, bu yaklaşımın gelecekteki yapay döllenmenin başarısı için bir garanti olmadığı hastalara anlatılmalıdır.

Mesane ve prostat kanseri tedavisi sonucunda, inner- vasyonun ve kanlanmanın bozulmasına bağlı olarak yüksek oranda impotans ve ereksiyon fonksiyon bozukluğu görülebilir. Çoğu erkekte radikal sistektomi sonrası impotans görülebilir, fakat pelvik sinirin korunmasına yönelik yeni cerrahi tekniklerin kullanılmasıyla prostat kanseri için yapılan radikal prostatektomi sonrası impotans insidansı azaltılmıştır. Ameliyat sonrası gelişen fizyolojik impotans için penis implantasyonu önerilebilir. Radikal sistektomi ve prostatektomide ejekülasyon olabilir. Vas de- ferensin ameliyatla çıkarılması ise ejekulasyonun ya da seminal sıvının kaybına neden olur. Alt torasik ve lumber sinir yolunun kesilmesi ile orgazm ve ejekülasyon duyusu değişebilir.

Pelvik eksenterasyon

ilerlemiş ya da tekrarlamış ser­vikal karsinomalarda yapılan kapsamlı bir cerrahidir ve üreme organlarının, vajen ve pelvik lenf nodüllerinin alınmasını içerir.

Mesanenin ve/veya rektumun da alınması gerekebilen bu du­rumda, hastaya üriner yol değişimi ya da kolostomi yapılır. Has­tanın ameliyat sonrası dönemde beden imgesi, özgüveni ve cin­selliği konularındaki sıkıntıları için yoğun bir danışmanlığa gereksinimi olabilir. Testis kanserinin bazı tiplerinde hastalara radikal orşiektomi yapılabilir. Bu işlem testislerin ve pelvis lenf nodüllerinin alınmasını içerir. Hastalar ereksiyon fonksiyonlarını ve orgazm olma yeteneklerini korurlar fakat ejekülasyon işlevi etkilenir. Bazı erkeklerde, cerrahi travmadan sonra sinir dokusu iyileşmesiyle, ejekülasyon işlevi normale döner.

Bir testisin çıkarılmasıyla fertilite etkilenmez ancak ame­liyatın kendisi genç erkeklerde cinsel yaşamı etkiler. Hastaların büyük bir çoğunluğunda uzun süren ciddi cinsel fonksiyon bo­zukluğu yaşandığı da kaydedilmiştir. Çoğu hasta, testesteron düzeyinin genelde normal kalmasına ve libido için hormonal dü­zeyin fizyolojik olarak yeterli olmasına karşın orgazmda azal­madan yakınır.

Kemoterapi bakım

Damar içi ilaç uygulamasındaki başarı, damarın dikkatle seçimine ve damara dikkatle girilmesine bağlıdır. Yüzeysel da­marları iyi olmayan hastalarda kalıcı gereçlerin damar içine yer­leştirilmesi gerekebilir. Bunlar damarı uzun süreli açık tutarak kemoterapötik maddelerin, kan ürünlerinin, antibiyotiklerin, hi- peralimentasyon sıvılarının verilmesinde ve kan örneği alın­masında kolaylık sağlar. İmplante edilen portlar ve infüzyon pompaları gibi damarı açık tutan çeşitli gereçler vardır. Bunların seçiminde gözönüne alınması gereken etmenler ise, kullanım sıklığı, tedavi süresi, uygulamanın şekli, damar bütünlüğü ve hastanın seçimidir.

Kemoterapötik maddelerden özellikle deride vesikül oluş­turan ya da doku hasarı yapanların damar içine verilmesi sı­rasında çevre dokulara sızması halinde (ekstravazasyon) doku harabiyeti ya da nekrozu meydana gelebilir. Damarın dikkatle seçilmesi ve damardan sete kan gelmesinin gözlenmesi, eks- travazasyonun önlenmesinde çok önemlidir. Ekstravazasyonun meydana geldiği durumlarda yapılması gerekenler Şekil 3’de ve* rilmiştir.Ekstravazasyona yönelik yapılacakların ilke ve kuralları her kurumda farklılık gösterebilir. Bu nedenle kemoterapi uy­gulanmadan önce bunlar kontrol edilmelidir. Hastalara ke­moterapi ve olası yan etkileri konusunda sözlü ve yazılı bilgi ve­rilmelidir.

Kemoterapide hemşire bakımı

Hemşireler, uygulanacak ilacı (doz, uygulama yolu, tok- sisite derecesi) tanımalıdırlar. Hastanın kemoterapi dozu, ge­nelde vücut yüzeyine (m2) göre hesaplanır. Bunun için de ki­şinin boy ve kilosu kullanılır. Kemoterapi uygulamasının düzeni ilacın etkisine bağlıdır. Bu konudaki kurallara dikkatle uyulması halinde uygulama yöntemi ya da programı konusunda hatalar önlenmiş olur.

Kemoterapi en sıklıkla oral, damar içi ve kas içi yollarla uygulanır Son zamanlarda kemoterapinin tümör yerinde lokal yoğunluğunu arttırmak için başka yöntemlerle de kullanılmaya başlanmıştır (intrakaviter, intraperitoneal, intratekal, intraplevral, intravesikal, topikal ve intraarterial).

Kemoterapötik maddelerin çoğu organlara toksik etkili ol­duğundan, kemoterapi uygulamasından önce hastanın la- boratuvar verileri kontrol edilmelidir. Bunlar, beyaz küre sayısı, hemoglobin/hematokrit, trombosit sayısı, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri ve özel akciğer toksisitelerinin de­ğerlendirilmesidir (örneğin, doksorubisine bağlı konjestif kalp yetmezliği). Bu değerlerdeki sapmalar dozda değişikliği ya da


tedavinin ertelenmesini gerektirebilir. Buna ek yan etkilerini azaltmak için antiemetik ilaçların ,edavinin da hidrasyonun sağlanması gibi tedavi öncesi l“r’ £ tenebılır. Çalışılan kuruma özel kemoterapi uygulama rehberi hastayı hazırlama, ilacı uygulama ve hastanın tepkisini izlemede hemşireyi yönlendirici olmalıdır.

Milletlerarası ilişkiler

  1. Milletlerarası ilişkiler alanında ortaya çıkan hâkimiyet etkisi, aynı zamanda millî ekonomilerin içlerinde ve çeşitli biçimlerde de kendini göstere­bilir. Bir millî ekonomiyi «fertler, firmalar ve mak- ro üniteler» olarak ele alır ve ayrıca nbelirli bir top­rak üstünde yaşayan genellikle birbirine zıt bir ik­tisadi gruplar bütünü» diye tanımlarsak, hâkimiyet tesirinin teşekkülünü ve faaliyetini belirtmekte bü­yük kolaylık sağlamış oluruz. Bu durumda, günü­müzdeki modern devletin son derece kompleks ro­lünü katiyen ihmal etmemek gerekir.

Mikro – ünite olarak, hâkim ve peyk (veya ba­ğımlı) firma örnekleri bulmak mümkün ve kolay­dır: Hattâ, hâkim firmaların hükümetleri bile etkisi altında tuttuğu belirgin örnekler vardır.

Büyük 1şçi ve işveren sendikalarının birer makro – ünite olarak hâkimiyet etkisinden faydalandıklan da bir vakıadır.

Zamanımızda, İktisadî hayata devlet müdahale­si arttıkça siyasetle iktisat daha içli – dışlı olmuş, fert gelirleri gittikçe siyasî kararların adeta fonksi­yonu haline girmiştir. Bu durumda, çeşitli yönler­den gelen baskıların zamanla siyasî mekanizmaya daha çok yaklaşması ve onu daha çok sıkıştırması normaldir. Siyasî kişilerin kararlarında tek etken olarak kendi iradelerini kullanmaktan ve uygula­maktan yoksun oldukları malûmdur. Zira, gerek araçların seçiminde gerek amaçların tesbitinde çe­şitli yönlerden gelen baskıların altındadırlar. Böy- lece siyasî – iktidarla İktisadî – iktidar arasındaki devamlı mücadeleyi, devletle menfaat ve baskı grupları arasındaki ilişkilerin bir yansıması olarak kabul etmek gerekir.

Hakimiyet etkisi

iîi) Hâkimiyet etkisi milletlerarası ilişkilerde ge­niş uygulama alanı bulmaktadır. Hâkim ekonomi­nin dış veya iç parametrelerinden birinin değişme­si, ilişki kurduğu bağımlı ekonomilerde farklı etki­ler yaratır, örneğin, A hâkim ekonomisinin millî gelirinde % 10 oranında bir gelişme B bağımlı eko­

nomisinden yaptığı ithalâtı % 10 un altında arttırır» ken, B deki % 10 luk millî gelir artışı A dan yapıla, cak İthalatı asgari % 10 veya üstünde çoğaltır. Tek­nik bir deyişle, hâkim ekonomiye yapılan mal ta­lebi nisbeten sert olduğu halde, hâkim ekonominin yaptığı mal talebi nisbeten elâstiktir. Hâkim ekonomi, kendi öz faaliyetlerindeki değişme­lerle diğer ekonomilerin faaliyetlerinde değişmeler yaratabilir. Birleşik Amerika’nın faaliyet seviyesin­de bir düşmenin diğer ekonomilere yayılması gibi.

Bu konuda birçok örnekler vermek mümkündür. Ancak, genel bir kural olarak şöyle söylenebilir: uyuşmalar dâima hâkim ekonomilerden bağımlı veya (mahkûm) ekonomilere doğru olacaktır. Aksi yönde bir uyuşma bahis konusu değildir. Perrou/ nun deyişi ile bazı milletlerin iç iktisadi siyaset tercihleri, dünya iktisat siyasetini yöneltir.

Füzyon Nedir

FÜZYON, hukukta, küçük bir mal varlığının büyük bir mal varlığı (mamelek) içine alınması suretile iki grup mal varlığının birleşmesi anlamına gelir. İşletmecilikte, büyük bir işletmenin bir, ya da daha fazla sayıda küçük işletmeyi satmalması anlamını taşır. Modern işletme hayatında, terimin bütün iş­letme birleşmelerini kapsayacak biçimde genelleş- tirildiği de görülmektedir. Böylece, bütün hukukî şekildeki işletmelerin varlıklarını ve faaliyetlerini birleştirmeleri, terimin kapsamına alınmıştır. Füz­yonu kartel, tröst gibi, çeşitli işletmelerin çeşitli hükümler taşıyan anlaşmalara göre faaliyet metod- larını birleştirmelerinden ayıran belli baştı faktör, füzyonda, işletme sahipliği birleşmesinin söz konu­su olmasıdır. Bu yüzden:

  • Birkaç ferdî teşebbüs (tek sahipli işletme­ler) sahibinin bir ara’ya gelerek işletmelerini bir kol- lektif, ya da komandit şirket şeklinde birleştirmele­ri.
  • Her hangi bir ticaret şirketinin, daha küçük şirketleri satınalarak faaliyetine eklemesi,
  • Bir kaç ticaret şirketinin birleşerek. bütün faaliyetleri kapsayan bir anonim şirket kurmaları,
  • Bir anonim şirket ortaklarının, bütün hisse­lerini başka bir anonim şirkete satarak kendi ano­nim şirketlerini feshetmeleri,
  • Her hangi bir işletmenin diğer bir işletmenin bütün varlıklarını, ya da işletme sahiplerinin bütün hisselerini satmalması gibi birleşmeler, işletme füzyonlarıdır. Başka anonim şirketler ortaklarına ait hisselerin, kendi hisseleri karşılığında daha bü­yük anonim şirketler tarafından devralınması şek­lindeki füzyonlara tatbikatımızda henüz pek rast- lanmamaktadır. İş hayatında anonim şirketlerin önemli roy oynadığı ileri ekonomilerde bu tür bir­leşmeler çok yaygındır. Bu ekonomilerde füzyon, iş hayatında hızla büyümenin bir metodu halini al­mıştır. O ekonomilerde füzyon, birbirine eşit güçte iki anonim şirketin, birlikte kurdukları büyük bir anonim şirket halinde birleşmeleri ve ilk iki anonim şirketin feshedilerek, her iki gruptaki ortaklara yeni kurulan büyük şirketin hisselerinden verilmesi şek­lindeki işletme birleşmelerinden ayrıca İncelen­mekte ve bu sonuncu türden birleşmelere KONSO- UDASYON adı verilmektedir.

 

GLOBAL MÜTERAKKİLİK

GLOBAL MÜTERAKKİLİK

(Bk; adi müterakkilik).

GOOVMN (William)f geniş etki yaratmış ve çok okunmuş bir yazardır.

1756 da doğmuştur. Bir din adamının oğludur ve meslek hayatına kilise hizmetinde başlamıştır. Kısa zamanda imanı sarsılmıştır. Yazar olarak bü­yük ilgi toplamıştır.

Godwin’in siyasî felsefesine anarşi eğilimleri hâkimdir. Kapitalizme ve kökleşmiş sosyal inanç­lara cephe almıştır.

Godwin, servet ve gelir dağılımında ihtiyacın öl­çü olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur.

özel mülkiyetin mutlak olarak kald/nlmas/nt is­temiş değildir. Özel mülkiyet düzeninden toplum- culuğa geçişin tedricî olabileceğini düşünmüştür.

Ma/thus, nüfus teorisini Godwin’\ okuduktan sonra kaleme almak ihtiyacını duymuştur.

Godwin ise, Malthüs’ün teorilerini tenkitleriyle çürütmeğe çalışmıştır.

1836 yılına kadar yaşamıştır.